KLASİK MİTOLOJİ NASIL DOĞDU?
Klasik mitoloji nasıl doğdu? Mitlojinin ortaya çıkışı üç farklı dönemin harmanlanması ile görülmektedir. Bu kadar uzun bir sürede oluşmuş olmasına rağmen mitoloji hala varlığını sürdürmekte mi? Bugün klasik mitoloji hakkında ne biliyoruz? Farklı geleneklerin karışımı ile uzun süre insanlığın büyük bir kısmının inanmış olduğu mitolojiyi Romalılar, Yunanlılar ve bir çok medeniyet ve kavim tarafından büyük bir önem taşımaktadır.
Geleneklerin Karışımı
İlk-Yunanlılar Balkan Yarımadası'na yerleşmeye başladıklarında yanlarında dinlerini ve anlatı geleneklerini getirdiler. Bir Hint-Avrupa dili konuştukları için bazı gelenekler diğer Hint-Avrupa halklarındaki koşutluklardan çıkarabileceğimiz gibi Hint-Avrupa miraslarının ürünüydü. Yunan mitolojisinin, çok tanrıcılık, insan biçimli tanrılar ve anlatılar olarak biçimlendirilmiş ve sözlü olarak aktarılan geçmişe ilişkin gelenekler gibi belirli özellikleri yalnızca Yunanlılara ait değildi, aynı zamanda haklarında hayli bilgi sahibi olduğumuz antik toplumların ayırt edici özellikleriydi. Diğer çok tanrılı halklar gibi Yunanlılar da diğer toplumların birçoğu aynı olan tanrılara taptıklarını varsayarak ve farklı dilleri konuşmaları dışında bir nedeni yoksa farklı ulusların tanrılarını değişik adlarla adlandırmalarına olanak tanıyarak dini geleneklere karşı dışlayıcı olmayan bir tutum sergiledikleri için yeni gelenler başka bakımlardan yerel ve komşu halklardan birçok şey ödünç aldılar. Bu tutum nedeniyle Yunanlılar kendi tanrılarını diğer ulusların benzer tanrılarıyla özdeşleştirdiler ve kimi zaman ortak mitsel anlatıları benimsediler. Aynı zamanda kendi dinlerine ve mit sistemlerine uyarlayarak kendilerininkiyle benzerlik taşımayan yabancı tanrıların kültlerini ve mitolojisini de ödünç aldılar.
Yunan kültüründe olduğu gibi Yunan mitolojisinde de genelde üç bileşen ayırt edebiliriz: Pelasglar, Girit'ten Minos sakinleri gibi yerel, Helen öncesi halklardan ödünç alınanlardan oluşan bir altyapı; Yunanlıların Hint-Avrupa miraslarını yeniden işleyişlerinden meydana gelen üstyapı ve Küçük Asya, Yakındoğu ve başka yerlerin halklarından ödünç alınanlardan oluşan bir üst katman. Alt yapı öğesinin bir örneği, Zeus'un Girit Adası'nda doğması ve büyümesinin temelini oluşturan mittir. Üstyapı öğeleri, Hint gök tanrısı Dyaus'a karşılık gelen gök tanrısı Zeus'un adı ile yetkisini ve Yunan mitolojisinde ortaklaşa Dioskouroi (Latincesi: Dioscuri) ya da "Zeusoğulları" diye bilinen, Hint Asvins'e karşılık gelen Kutsal İkizleri içerir. Çok az anlatı Yunan Herakles öykülerinde ve İskandinav Starkad öykülerin-de anlatılan, kendini tehlikeli üç göreve adayan kahramanın efsanesi gibi Hint-Avrupa repertuarından türemiş gibi görünüyor." Tanrıların kendilerinin ait olan bir dili konuşmaları, onları ölümsüz ve yaşlanmaz kılan ölümsüzlük içeceğini içmeleri anlayışlarının Hint-Avrupalı olması akla yakındır.
Arkaik Dönem
Mitolojinin zeminin atıldığı ilk dönem olarak ele alabiliriz. Zengin ve askeri Miken uygarlığının Bronz Çağı'nın sonlarında, MÖ 1200 civarında çökmesini Yunanistan'da anavatandan birçok insanın Küçük Asya'ya göçtüğü bir siyasi ve maddi düşüş dönemi izledi. Bu sırada Miken çağını kahramanların, tanrılara yakınlığın, maddi zenginliğin ve Troya'ya karşı gerçekleştiren büyük sefer gibi heybetli askeri girişimlerin şanlı çağı olarak idealleştirip bu nitelikleri olan öykülerde kristalleştirdiler. Belirli efsane kahramanları geç Bronz Çağı'nın öne çıkan ve zengin kentleriyle ilişkilendirildiler. Üstelik, yaklaşık MÖ sekizinci yüzyıl civarında başlayan ve klasik dönem boyunca yayılan Panhelenci hareket, farklı Yunan gruplarında ortak olan öğeleri vurgulayarak, bölgesel ve ayırıcı öğeleri arka plana iterek Yunan kent devletleri arasında oluşan bağların gelişmesine kültür kurumlarının gelişmesinin ve güçlenmesine yolunu açtı. Yerel gelenekleri küçük gören aynı merkezcil kültürel güç, Homeros ve Hesiodos'un destanlarında, Homeros'un ilahilerinde geçen Panhelenci Olympos mitolojisinin oluşumunu teşvik etti.
En eskisi sekizinci yüzyıla ait gibi gözüken Homeros ve Hesiodos şiirleri, tıpkı vazo ressamlarının ve heykeltıraşların satirler, kentaurlar ve diğer garip varlıkların nasıl göründüklerini sistemleştirmeye çalışmaları gibi tanrılarının bakma ve eyleme tarzlarını sistemleştirmeye çalıştı. Erken Yunan epik şiiri, efsanevi epikler dahil olmak üzere, biçimsel olmayan sözel gelenekleri biçimsel dize kompozisyonlarına aktardı. Bu çalışmaların temelini oluşturan mitler ve efsaneler başlangıcından kahramanlık çağının sonuna dünyanın açıklamalarını verdi. Bunlar, Yunan mitolojisinin temel karakterlerini, ilişkilerini, olaylarını ve uzlaşımlarını oluşturdu. Daha son-raki dönemlerde hatırda kalan ya da bazı durumlarda yazıya geçirilmiş bu erken Yunan epik şiiri, büyük bir mitolojik en-formasyon deposu olarak Yunanlıların ve Romalıların işine yaradı. MÖ yedinci yüzyıldan itibaren özellikle vazo resmi ve heykel olmak üzere zengin bir mitolojik sanat geleneği yazılı çalışmaları tamamladı.
Klasik Dönem
Geleneksel Yunan tarihöncesini oluşturan mitler ve efsane-ler genellikle ayrı bir öykü sınıfı olarak kabul edildi. Altıncı yüzyılda Atinalı Pherekydes'in ve Midillili Hellanikos'unki-ler gibi düzyazı derlemeleri ortaya çıkmaya başladı ve klasik dönem boyunca derlemeler yapılmaya devam edildi. Beşinci yüzyıl tarihçisi Herodotos, Girit kralı Minos gibi uzak geçmişe ait insanlar hakkındaki öyküleri, insan çağı diye adlandırdığı devirde yaşayan Samoslu (Sisamlı) Polykrates gibi daha yakın geçmişe ait insanların başlarından geçenleri konu alan öykülerden ayırdı, 10 Pindaros ve diğer lirik şairler bu mitler ve kahramanlık destanları yığınından yararlandılar ve Ati-nalı tragedya yazarları neredeyse yazdıkları her oyuna konu etmek üzere kahramanlık çağının efsanelerini arayıp ortaya çıkardılar. Nitekim Pindaros MÖ 476 yılının olimpiyat oyunlarında tek atlı araba yarışını kazanan Syrakusalı Hieron'a Övgüler düzdüğü Olimposun İlk Şiiri adlı yapıtında karısı Hippodamedia'yı araba yarışında kazanan kahraman Pelops'un öyküsünü anlatır. Mitoloji görünüşte geçmişe odaklansa da sıklıkla bugün hakkında konuşmanın ve düşünmenin bir aracı olarak kullanılır. Miras kalan öyküleri eleştirenler ve onlardan kuşkulananlar bulunmaktaydı. Birtakım kişiler tanrıların mitoloji anlatılarındaki ahlaksız davranışlarından rahatsızdı. Bu rahatsızlık tanrıların güçlü varlıklar sınıfına ait olmalarından ötürü fütursuzca değil ama ahlak timsali gibi davranmaları gerektiği hissinden kaynaklanıyordu. Tanrılar varlıkların en iyisiyse davranışları da en iyisi olmalıydı. Başka eleştirmenler kendi dünya deneyimleriyle uyuşmayan, sürekli hissedilen olağanüstülük öğesine itiraz etti. Olağanüstü öğeler çocukça göülmekteydi.
Mitoloji anlatılarının rasyonel yorumları, bu bölümün başında Platon'dan alıntılanan paragrafta olduğu gibi erken bir tarihte ortaya çıkıp yaygınlaştı. Phaidros, Boreas'ın bakire Oreithyia'yı kaçırışını konu eden öyküye inanıp inanmadığını sorduğunda, Sokrates akıllı insanların, sözgelimi kız oyun oynarken kuzey rüzgârının onu yakındaki kayalıklardan aşağı savurması yüzünden ölünce, kızı Boreas'ın alıp götürdüğü söylentisinin çıktığını ifade ederek öyküyü açıklayabileceklerini belirterek, sonuçta böylesi insanların Kentaurları, Khimeraları, Gorgoları ve diğer garip yaratıkları rasyonelleştirmek için büyük zahmete girdikleri yanıtını vermişti. Bu yaklaşım muhtemelen MÖ dördüncü yüzyıl sonlarına ait ve mitoloji yorumu üzerine günümüze ulaşan ilk çalışma olan Palaipha-tos'un İnanılmaz Masallar Üzerine adlı yapıtında sistemli bir biçimde dile getirildi." Palaiphatos Yunan mitleri ve özellikle efsanelerindeki olağanüstü öğelere rasyonel yaklaşımı sis-temli bir biçimde düzenledi. Palaiphatos kendi zamanında var olmayan bir şeyin, geçmişte de var olamayacağı savını bir ilke olarak ortaya koydu. Demek istediği, sözgelimi, dördüncü yüzyıl Yunanistan'ında görülmedikleri için daha önce de görülmemiş olması gerektiğinden kentaurların hiç yaşama-mış oldukları sonucuna ulaşılması gerektiğidir. Geleneksel tarihöncesinin barındırdığı efsane öğelerinin yanlış anlama-dan doğduğunu savunarak tanıdık birçok öyküde bulunan inanılmaz motifler için bir açıklama önerir; örneğin ona göre Amazonlar düşüncesi uzun elbise giyen, saçlarını bağlayan, yüzlerini tıraş eden ve dolayısıyla kadınlar gibi gözükebilen, kendi zamanından belirli halklara benzeyen erkek savaşçıların yanlış anlaşılmasından doğmuştur. Kendi zamanında kadın ordusuna şahitlik edilmediği için, Palaiphatos onun daha önceki zamanlarda da var olmadığını iddia eder.
Tanrılara ve mitlerine ilişkin kuşkuculuk daha MÖ altıncı yüzyılda dillendirilmişti. Sokrates öncesi felsefecisi Kolophonlu Ksenofanes insanların tanrıların doğduklarını, giyin-diklerini, konuştuklarını, insanınkine benzer bedenleri olduğunu hayal edip kendi niteliklerini tanrılara yansıttıklarını söyleyerek tanrıların insan-biçimliliğini reddetti. Ksenofanes atlar ve aslanlar resim çizebilselerdi tanrılarını at ya da aslan biçiminde resmederlerdi diye belirtti. Ksenofanes bir tanrıtanımaz değildi çünkü bedende ve düşüncede ölümlülerden farklı olan tek bir tanrı olduğunu iddia etmişti. Homeros'un ve Hesiodos'un tanrıları hırsız, zinacı ve hilekâr olarak temsil etmeleri ona göre aynı zamanda saldırganca bir tutumdu. 12 Ksenofanes tanrıların insansı bedenleri, insanlarınkine ben-zeyen dilleri ve başka davranışları olduğunu ve aslında tan-rıların çok olduklarını reddetmesi dolayısıyla aynı zamanda tanrılar hakkındaki geleneksel öyküleri de kabul etmemek zorundaydı. Tanrılar insanlara benzemiyor ve onlar gibi dav-ranmıyorlarsa, evlenmelerine, mücadelelerine ve benzerleri-ne ilişkin mitler olanaksızdır.
Altıncı yüzyıl sonlarında yaşayan Rhegionlu Theagenes farklı türden bir mit yorumcusuydu. Theagenes'in çözümü
Homeros'taki saldırgan mitoloji pasajlarını ebedi olarak değil ama alegorik olarak anlamaktı. Kimi eleştirmenler Ho meros'un tanrıları İlyada'rın yirminci kitabındaki tanrıların savaşında olduğu gibi uygunsuz bir biçimde davranırken göstermesinden rahatsız oldular. Ama Theagenes'e göre, bu pasaj gerçekte doğal öğelerin arasındaki çatışma hakkın-daydı. Uygun bir kavrayışla bakıldığında sahne kesinlikle saldırgan değildir çünkü fiilen kozmosun doğası hakkında-ki en yüksek doğruyu üstü kapalı bir biçimde iletmektedir: Kuru ıslakla, sıcak soğukla ve hafif ağırla savaşır çünkü su ateşi söndürür ve ateş suyu kurutur. Theagenes kozmostaki her öğe için bir karşı öğe söz konusu olmasına rağmen bütün değişmez ve ebedidir der. Homeros bu kutsal çatışmayı Apollon'un, Helias'ın ya da Hephaistos'un ateşi, Poseidon'un ya da Skamandros (Küçük Menderes) Nehri'nin suyu temsil ettiği kutsal bir savaş biçiminde şiirsel bir tarzda ifade eder. Benzer bir biçimde Homeros metaforik olarak Ay'ı Artemis, havayı Hera, kavrayışı Athena, arzuyu Aphrodite, aklı Hermes ile temsil edebilir.
Bildiğimiz kadarıyla Theagenes, mitolojiyi alegori olarak, yani mitoloji metninin gerçek anlamının yalnızca onu nasıl açabileceğini ve doğru bir biçimde nasıl anlayabileceğini bilenler için ulaşılabilir olan gizli ya da en azından açık olma-yan alt metinde yer aldığı anlayışıyla yorumlayan ilk kişiydi. Bu tür pasajların maddi ve etik doğruyu metaforik olarak iletmeyi isteyen şaire göre üzerinde düşünülmüş alegoriler olduklarını savunan ilk alegoriciler, Homeros'u tanrıların ahlaksızlığını sergilemesinden rahatsız olan Ksenofanes gibi eleştirmenlere karşı korudular.
Theagenes'in alegorizmi ve Palaiphatos'un rasyonelliği şu ya da bu biçimde antikçağdan günümüze değin sürekli ve hareketli bir yaşam süren mitolojiye iki temel yaklaşımı temsil etmektedir. Mitolojik geleneğini özel bir biçimde anlayarak onu kurtaran bu yaklaşımlar, mitoloji geleneğini düz anlamıyla kabul etme ile onu tamamen reddetme arasında bir orta yolu temsil etmektedir. Alegoriciler mitolojik şeylerin ve olayların metamorfik biçimde anlaşılabileceğini savunarak mitolojiyi simgesel olarak yorumlayan ilk kişilerken, Palaiphatosçular mitolojinin düz anlamıyla anlaşılması gerektiğini ve onun rasyonel olmayan öğelerinin tarihi olayların yanlış anlaşılmasından kaynaklandığını kabul ederek rasyonel eğilimi sistemli bir biçimde düzenlediler. Alegoriciler için mitoloji hakikat hazinesi, rasyonalistler için insan hatasının hurdalık yığınıydı.
Helenistik Dönem ve İmparatorluk Dönemi
Büyük İskender'in Yunanistan'ı istila etmesinin ardından, Yunan kent-devletleri ve onlarla birlikte özgür ve görece bir-birine bağlı topluluklara ait kurumlar da özgürlüklerini yitir-di. Kültür, parçalı ve uzmanlaşmış bir hale geldi. Helenistik yüksek kültürü eskiye merak, derin bilgi, anlıkçılık, yerel ve bölgesel geleneklere yönelik ilgi, sekizinci yüzyılda başlayan panhelenci eğilimi tersine döndürme tanımlamaktaydı. Özelikle Rodoslu Apollonios'un Argo Gemicilerinin Destanı adlı yapıtında olduğu gibi özellikle epik olmak üzere kullanılma-yan türler sözel biçim yerine tamamen yazılı bir tür olarak yeniden canlandırıldı. Eski öyküleri yeniden anlatma yordamı da değişti. İlk şairler mitleri ve efsaneleri nesnel bir tutumla anlatmayı tercih ederlerken, Helenistik dönem ve imparatorluk dönemi şairleri karakterlerin duygularına öznel bir ilgi gösterdiler. Medeia lason'a âşık olduğunda ne hissetmişti? Bir ağaca dönüşmeye benziyor muydu?
Helenistik ve imparatorluk dönemleri, mit konularının düzyazı biçiminde sanatsal temsilinin en parlak devriydi. Kimi yazarlar Homeros ve Pindaros gibi büyük yazarların eserlerinde yer alan ya da onlar tarafından anılan mitleri ve efsaneleri açıklayan kitaplar yazdılar. Diğer yazarlar başkalaşım, romans ya da katasterizm gibi belirli konular üzerinde odaklanan mit ve efsane derlemeleri yayımladılar. Antoninus Liberalis'in Dönüşümler'i, Parthenios'un Erotika Pathema'sı, Sözde-Eratosthenes'in Katasterizmler'i ve Konon'un Anlatıları dahil olmak üzere bu çalışmalardan bazıları günümüze ulaşmıştır. Bütün klasik mitoloji çalışmaları içinde en sevilen ve en etkili eserlerden biri olan Romalı şair Ovidius'un Dönüşümler adlı yapıtı belirli bir tema etrafında dönen mitolojik derleme türünün şiirsel ve ayrıntılı bir örneğidir. Temaya bağlı derlemelere ilaveten yazarlar bütün Yunan mitolojisini ele alan el kitapları ürettiler. Bunlardan günümü-ze ulaşanlar arasında en önemlilerinden biri Apollodoros'un (Latincesi Apollodorus) Yunan mitolojisini kozmosun başlangıcından kahramanlık çağının sonuna kadar kesintisiz bir anlatı biçiminde yeniden anlatan Kütüphane adlı çalışmasıdır. Hyginus'un Latince (Latinceye çevrilmiş) bir sözlük biçimde düzenlenmiş mitoloji el kitabı Fabulae, yani Öyküler adlı ya-pıtı da yararlıdır. Bu eklektik derlemeler, diğer kaynakların yanı sıra ilk Yunan epiklerinden, mit konularının düzyazı biçiminde ele alınışlarından ve Yunanlı tragedya yazarlarından yararlandı.
0 Yorumlar